Mevlana’nın Işığında Konya Gezisi

“Gez Dünya’yı gör Konya ’yı” diyenler, boşa söylememişler. Selçuklu mimarisinden birçok eserle karşılaşacağın bu şehir kim olursan ol samimiyetiyle seni bağrına basar. Caddelerinde, sokaklarında adımlarken Mevlana felsefesini buram buram hissedersin. Bu hissiyatı daha Konya’ya gelmeden, henüz yolculuk yaparken bile  tüm derinliğiyle yaşarsın.

Konya’ya otobüsle gelebileceğin gibi Ankara üzerinden hızlı tren ile de rahatlıkla ulaşabilirsin. Yaklaşık iki saat süren bir yolculuktan sonra tren, seni şehrin merkezine çok yakın bir yerde bırakır.  Buradan Mevlana Müzesi’ne ulaşmak çok kolay.

Konya Şehir Merkezi

Şehrin Zafer ve Alâeddin olmak üzere iki ana merkezi var. Adını Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat’tan alan bu bölgede Konya şehrinin dümdüz yollarında genelde görmeye alışık olmadığın bir tepecik ile karşılaşırsın. İşte burası, Konya’nın meşhur Alaeddin Tepesi’dir. Zamanın Sultanı tarafından yaptırılan bu tepe, her yıl şehre gelen milyonlarca ziyaretçiyi ağırlar ve çok geniş bir perspektiften olmasa da şehre kuş bakışı göz atmana yardımcı olur.

Bambaşka Bir Atmosfer: Mevlana

Sözü fazla uzatmadan Mevlana’ya geri dönelim. Tren garından dolmuşlarla veya belediye otobüsleriyle çok yakınına on beş dakikada gidebileceğin gibi yaklaşık yarım saat yürüyerek Alâeddin Meydanı’na ve oradan da on dakika daha yürüyerek Mevlana’ya ulaşabilirsin. Henüz sen yürümekteyken uzaktan yeşil minaresi ile Mevlana seni karşılar ve buyur eder. Kapısından girdiğin andan itibaren alt fonda bir tasavvuf müziği sana eşlik eder.

Kabirlerin olduğu türbenin etrafı, dönemin izlerini taşıyan eserlerin sergilendiği küçük odalarla çevrilidir. Bu duygu yoğunluğunun ardından civardaki eski lokantalara uğramadan gitmek olmaz. Konya’nın etli ekmeği meşhurdur. Her ne kadar adını çok duyuramamış olsa da bir de saçarası… Bu arada karışmasın: Saçarası yemek değil; şerbetli bir tatlı.

Neolitik Çağdan İzler: Sille Köyü

Konya gezisinin olmazsa olmazlarının ardından merkezden uzaklaşıp Sille Köyü’nü de mutlaka görmek lazım. Yalnız belirtmekte fayda var: Burası gerçekten köy değil; sadece ismi öyle. Geçmişi Neolitik çağlara dayanan bu köyde, dünyanın en eski ve en büyük manastırlarından biri olan Ak Manastır’ı ve ilk Hristiyan Bizans imparatorunun annesi tarafından yaptırılmış olan Aya Elena Klisesi’ni ziyaret edebilir; volkanik kayaların zamanla oyulması ile oluşmuş birçok yapıyı görebilirsin.

Son olarak içeriye girdiğinizde büyüleneceğiniz bir yer olan ve birçok kelebek türünün yaşadığı yeni açılan Konya Kelebekler Vadisi’ne de uğramayı ihmal etmeyin.

1 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir