Karmi Köyü’nün Dar Sokaklarında Meze ve Kebap Durakları

Girne’de denizimize girdik, kumlarda yürüdük, güneşlendik, duşumuzu aldık, sıra geldi çevreyi gezmeye ve karnımızı doyurmaya. Önce otelimize (Girne) 20 dakika uzaklıkta Beşparmak Dağı’nın eteklerine kurulu Karmi Köyü‘ne gittik (yalnız oraya giden yol köy girişinden itibaren daraldığından gidiş dönüş biraz sıkıntılı ama olsun kesinlikle değiyor).

Arabamızı Karmi Köyü’nün merkezi olan Bakire Meryem Kilisesi’nin oraya bırakıyoruz ve dar sokaklarda yürümeye başlıyoruz. Etraf incir, nar, badem, zeytin ve çam ağaçlarıyla süslenmiş. Begonviller her yerden fışkırıyor – tam bir görsel şölen. Birkaç lokanta ve kafenin önünden geçiyoruz ama her yer pek bir tenha. Sıcak havadan dolayı köy ahalisi etraftaki sevimli villalarına çekilmiş diye düşünüyoruz. Beşparmak Dağları’nın eteklerinde olduğumuzdan dağın bir sürü fotoğrafını çekiyoruz, arkasından da bu dar sokaklarda biraz daha dolanıp Karmi Köyü’nün az ilerisindeki Zeytinlik Köyü‘ndeki Archway Restaurant’a doğru yola çıkıyoruz.

karmik3

k14k17

On beş dakika sonra Archway’e varıyoruz. Buranın terası çok güzel. Bir tarafı denize, bir tarafı dağa bakıyor. Ben dağ tarafına bakan masalardan birini tercih ediyorum. Masamıza oturduktan sonra yöresel kıyafetler içerisinde olan garsonlar etrafımızda dolanmaya başlıyor. Fiks menü alacağımızı duyunca da bu gitmelerin gelmelerin arkası kesilmiyor. Ben size gelenleri yazayım da bu kadar çeşit karşısında dudaklarınız uçuklasın. Sırasıyla masamıza şu soğuk mezeler geldi:

a4a9

a10a12

10295414_563670983764407_7123220526732979246_o[1]

  • Taze ıslak badem (lezzetli)
  • Sarımsaklı tereyağ ve zeytin ezmesi, kızarmış köy ekmeğiyle (sarımsaklı tereyağını kaşık kaşık yedik)
  • Beyaz peynir (ne tuzlu ne tuzsuz ve çok lezzetli)
  • Çakızdes (Kıbrıs’a özgü yeşil zeytin)
  • Humus (tabağı sıyırdım, taptaze)
  • Cacık (burda cacığı su koymadan yapıyorlar)
  • Tahin (güzeldi)
  • Pancar (küp küp kesilmiş taptaze)
  • Enginar (pek sevmediğimden yemedim)
  • Havuçlu-turp salatası (kütür kütürdü)
  • Salamura et (sevmediğimden yemedim)
  • Yoğurtlu kabak-patlıcan kızartma
  • Süzme yoğurt (inanılmaz lezzetli)
  • Kereviz saplı karışık salata (kereviz saplarına bayıldım)
  • Bıldırcın yumurtası
  • Gabbar (kapari) turşusu

a2a16

Allah’ım bu kaç çeşit nasıl bitecek bunlar derken, bu lezzet bombardımanı karşısında meze tabaklarını bir bir sıyırmaya başladık. Arkasından sıcak mezeler başladı. Sıkı durun onları da saymaya başlıyorum:

  • Sigara böreği (çıtır çıtır)
  • Huni şeklinde kıymalı yufka (tadı süper)
  • Ciğer tava (yala yut kıvamında)
  • Döner (tam sevdiğim gibi hafif yanık, az yağlı ama lezzzetli)
  • Mumbar dolması (buradakilerin deyişiyle bumbar)
  • Izgara mantar (o kadar güzeldi ki hakkım olan bir tane yerine iki tane yedim)
  • Izgara siyah zeytin (bundan sonra göz yumurta, sucuk, kaşar üçlüsüne dahil edilecek)
  • Yöresel bir peynir: hellim kızartma (ağızda dağılıp gidiyor)
  • Sucuklu pide (yummy)

a1a7

a13a14

Bu arada güneş hafiften batmaya başladığından ben kalkıp kızıllaşan Beşparmak Dağları‘nın ve St. Hilarion Kalesi’nin resimlerini çekmeye başlıyorum. Aslında yerimden kalkmak için biraz da mazeret yaratıyorum, çünkü daha ana yemek – yani kebaplar var – ve ben tamamen şişmiş durumdayım. Neyse biraz oyalandıktan sonra kebap geçidi başlıyor onları da sırasıyla yazıyorum:

  • Yöresel şeftali kebabı (kıymayı hayvanın mide zarının yağına sarıp yapıyorlar -enfes bir lezzet – mutlaka tadın)
  • Kuzu şiş (biraz sert)
  • Pirzola ( çok leziz iki tane yedim)
  • Tavuk şiş (güzel)
  • Köfte (yerim kalmadı)

a6

Bu enfes yemek fırtınasını atlattıktan sonra garsona tatlı ve kahve için biraz aralamasını söylüyoruz ve kendi aramızda gülüp eğleniyoruz. Bu arada etrafın bayağı kalabalıklaştığını fark ediyoruz. Size tavsiyem buraya gelmeye niyetlenirseniz mutlaka rezervasyon yaptırın. Neyse garson yavaş yavaş bizim karışık meyve tabağını ve yöresel macunlardan oluşan tatlı  tabağını getirip ortaya koyuyor. Karpuzdu, üzümdü, şeftaliydi diyerek mevsim meyvelerini yiyoruz sıra macunu tatmaya geliyor. Tadını size şöyle tarif edeyim, böyle meyve reçelinden bozma ama daha az tatlısı güzel bir şey. Bize ceviz, turunç ve kırmızı bir macun geliyor. Ben en çok kırmızı renkli macunu beğeniyorum. Arkasından da orta türk kahvelerimi içip tamamen şiş bir karınla ama mutlu bir şekilde otelimize dönüyoruz.

Size bu meze ve et fırtınasını mutlaka tavsiye ederim ;)

Mekan Adı: Archway Restaurant

Adres: Dereboyu Cad. N.5 Zeytinlik Girne Tel: 0392 816 03 53

Mekan: 4.5

Lezzet: 4.5

Hizmet: 4

Sağlıcakla,

 

Anette’in rengarenk blog’una bayıldık. İnsana bir yandan yaşama sevinci aşılarken bir yandanda kültürel birikimini arttırıyor. Ayrıca blog’un sahibesi Anette içindeki yaşama sevinci, doğa ve hayvan tutkusu sayesinde takipçilerini eğlendirerek bilgilendirmeyi başarıyor. Anette’in ‘Zamazingo’sunu takip etmenizi şiddetle tavsiye ediyoruz. Anette’i tanıdığınıza pişman olmayacaksınız. madamemag.com/tr benim için bunu demiş... Anette Inselberg: Doktorayı bitirdim, dokuz-altı ofislerde çalışmaktan daraldım, kendi içimde bir arayışa yönelmeye karar verdim ve '' ben en iyisi gezeyim'' dedim. Böylece gezginliğim başladı. Plansız, programsız ve tecrübesiz. Önce Karadeniz’e, arkasından Ege’ye gittim. Datça’da bir çiftlikte uzun süre vakit geçirdim. Ektim, biçtim doğayı dinledim. Bir süre Akdeniz’de dolandım. At çiftliklerinde kaldım, tarihi kentleri dolaştım… Sonra ruhumun daha da içine girmeye karar verdim ve yurtdışı gezilerine de başladım. Küba’ya gittim önce. Arkası geldi kendiliğinden. Çok insan tanıdım, çok hikaye dinledim. Kendimi gördüm onlarda ve hikayelerinde. Herkesten bir parça aldım. Herkese kendimden bir parça bıraktım… Sonra bir gün baktım içimden yazmak geliyor ''ne duruyorum ''dedim. Bloğum “Zamazingo’yu” (http://anetteinselberg.com) açtım. Çocukken arayıp da bulamadığım şeyleri hep öyle arardı. Şu zamazingo nerede diye. Eee dedim bloğumun adı “Zamazingo” olsun. Böylece çocukluğumun da elinden tutmuş gibi hissetim. Önce sadece gezi bloğu olsun dedim. Yetmedi. İnsanlara umut vermek, insanları mutlu etmek, bana dokunan sözleri herkesle paylaşmak istiyorum dedim. Karikatürden geziye, özlü sözlerden müziğe uzanan bir içerik yelpazesine sahip oldum… Güldürürken düşündüren blog “Zamazingo” büyük bir adım oldu benim için. Bu vesileyle birçok insanla tanıştım. Birçok değerli dostluk kurma fırsatına eriştim. Fakat baktım yine duramıyorum. Kısa yazılar yazmaya başladım. Onları da önce bloğumda arkasından gezi dergisi Olympos’ta (www.olympos.com.tr) ve Sırtçamtam’da (www.sirtcantam.com) , arkasından Foto Gezginde (fotogezgin.com) sonrasın da Haberdesin internet gazetesinde (haberdesin.com), gezmelerde sitesinde (www.gezmelerde.com) ve son olarak ta Jolly Tur Blogger Kulübünde (blog.jollytur.com) adresinde paylaşmaya başladım… Yoluma çıkan herkesle bir sevdayı büyütmeye başladım. Bu öyle bir sevda oldu ki giderek büyüdü. Umarım büyümeye de devam eder… Bundan sonra ne mi var? Kim bilebilir ki… Niyetimde hikaye kitabı yazmak var. Damla damla oluşuyor hikaye kitabı içimde. Beraber nefes alıyoruz onunla ve sizlerle. Hep beraber yazıyoruz bu kitabı… Umarım gelecek hepimize güzellikler getirir. Sevgiyle kalın… Anette İnselberg

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir