İbiza ve Muhteşem Plajları

 İbiza’nın Tarihi

İspanya’ya bağlı Balaer Adaları, Mayorka (3,640km2), Minorka (696km2),  İbiza (572km2), Formentera (83km2),  Cabrera (16km2) toplam 5 ada ve yakınındaki küçük adacıklardan oluşuyor. Adada Katalan kültürü hakim, tüm tabelalarda İbiza’yı işaret eden “Eivissa” kelimesi Katalanca.

San Antonio‘da bulunan bir duvar resmi MÖ 800 yılına tarihleniyor. Formentera’da ise MÖ. 1600 yılından kalma bir mezar bulunmuş. İbiza ve Formentera’da yaşamın 3600 yıl kadar önce başladığı ispatlandı bu da adaları Avrupa’nın en eski yerleşim yerlerinden biri yapıyor.

Kartacalılar MÖ 654 yılında İbiza’yı keşfetmiş ve İbiza Town‘u kurmuşlar. Kartacalılar, İbiza’yı büyük bir ticaret merkezi haline getirmişler. O dönemde de İbiza’nın en büyük gelir kaynağı “beyaz altın” denilen tuz kaynaklarıymış. İbiza limanı bundan 2500 yıl önce de büyük bir limanmış ve şehir yüksek duvarlı bir kale ile korunuyormuş. Kartacalılar’dan sonra adada sırasıyla Romalılar, Vandallar, Barbarlar, Bizanslılar ve 9.yy’dan sonra Araplar egemen olmuş. Tüm bu farklı kültürler adada etkilerini bırakmış, mimariden yediğiniz yemeklere bunu hissedebiliyorsunuz. 1235’de İbiza’nın fethedilemez denilen kalesi Katalanlar tarafından ele geçirilmiş ve adada son 8 yüzyıldır devam eden Katalan hakimiyeti başlamış. 

Dalt Vila ve Müzeler 

Dalt Vila, Eivissa’nın tam ortasında, surlarla çevrili olan bölge. Dalt Vila, acropolis yani Yukarı Şehir (Upper Town) anlamına geliyor. 1999’dan beri Unesco korumasındaki Dalt Vila, Rönesans döneminden kalma kale burçları içinde hem Arap hem de Katalan kültüründen izler taşıyan korunmuş mimarisi önem taşıyor.

İbiza turizm sebebiyle ne kadar büyürse büyüsün, kale burçları içindeki Dalt Vila‘yı korumaya kararlılar. Bugün yaklaşık 2 km uzunluğunda, 25 metre yüksekliğinde ve 5 metre eninde olan surlar 1585’de şehri Osmanlı ve Fas saldırılarından korumak için yapılmış.

Portal de ses Taules rampasından Dalt Vila’ya etkileyici bir giriş yapmalısınız. Dalt Vila’nın tepesine çıkmadan önce burçların üzerinde yürüyüp tüm limanı panoramik bir açıdan izleyebilir, İbiza limanına girip çıkan tekneleri ve gemileri görebilirsiniz. İbiza’da havalimanına indiğimizde gördüğümüz özel jetlerin çokluğu, limanda göreceğimiz lüks yatların ipucu olmuştu zaten.  Yatlara hiç ilgim olmamasına rağmen benim bile gözümden kaçmadı, üzerine helikopteri olan 5 katlı, 150 metreden uzun yatları her yerde göremiyoruz. Yani İbiza sadece özgürlükçü gençlerin değil, eşsiz doğası ile Avrupa jet sosyetesinin de favorisi.

Dalt Vila’nın en tepesinde bulunan İbiza Katedrali, Santa Maria d’Eivissa ve The Cathedral of Our Lady of the Snows isimleriyle de biliniyor. Katalanlar, İbiza’yı 1235’de fethettiğinde, hemen katedral yapmaya karar vermişler. Temel olarak daha önce orada bulunan başka bir yapıyı kullandıkları düşünülüyor. Katedralin günümüzdeki mimarisi 16.yy Katalan gotik mimarisini yansıtıyor. Katedralin içi, dev kilise orgunun bulunduğu balkon, saat kulesi ve hemen önündeki seyir terasında manzara çok etkileyici. Rampa ve tünellerden yürüyerek çıktığımız katedralden, sağlı sollu müzelerle ve küçük dükkanlarla dolu dar sokaklardan kıvrıla kıvrıla indik.

Müzeler

İbiza müze ziyaretlerinizi planlarken, bir İspanyol adasında olduğunuzu, dolayısıyla gündüz 14:00-16:00 arası siesta yaptıklarını unutmamakta fayda var. Biz sabah 09:00’dan öğlen 14:00’ye kadar Dalt Vila ve müzeleri gezdik, sabahtan oldukça sakindi, size de tavsiye ederiz. Kahvaltıyı İbiza Town’daki cafelerde yapabilirsiniz. Biz Cafe Madagascar‘da meşhur tostadalarından yedik, lezizdi. Genelde İbiza’da iyi kahve içmedik, ama Cafe Madagascar’da kahve de ortalamanın üstündeydi. (Cafe Madagascar adresi Plaza Del Parque 4, sabah 09:00’da açılıyor.)

İbiza Katedrali 09:30-13:30 ile 16:00-20:00 arası açık, giriş ücretsiz. Madina Yabisa La Curia‘da İbiza’daki Arap izlerini görebilirsiniz. Giriş 2 Euro, 10:00-14:00 ile 16:00-21:00 arası açık. Museu d’Art Contemporany (MACE) sadece içindeki çağdaş sanat eserleri için değil, farklı mimarisi ile de mutlaka görülmesi gereken bir müze. Giriş ücretsiz,  Pazartesi hariç 10:00-14:00 arası açık, temmuz ve ağustosta salı-cuma 18:00-21:00 arası akşam da açılıyor. İbiza Arkeoloji Müzesi, (Museo Arqueologic d’Eivissa) Katedral’in tam karşısında. Bu yaz tadilat sebebiyle kapalıydı, ziyaret edemedik. 

İbiza’nın Plajları 

Adada olmanın en avantajlı tarafı her yönün denizle çevrili olması elbette, ama İbiza plaj konusunda diğer adalardan çok daha şanslı. İbiza’da 60’dan fazla denizi mükemmel olan plaj var. İbiza Town’a yakın olan plajlar, güneyde San Jose bölgesindeki plajlar, batıda San Antoni plajları, kuzeyde daha bakir olan Sant Joan plajları ve doğuda Sant Eularia des Riu plajları.

Adada temiz, berrak bir deniz bulmak hiç sorun değil. Tertemiz, masmavi denizi olan plajlara yürüyerek San Antonio limanının tam ortasında ya da İbiza Town’un hemen yakınındaki Talamanca plajında bulabilirsiniz. Ya da yıllardır Bodrum-Çeşme’deki beach club deneyimlerinize doyamadıysanız, daha fazlasını arıyorsanız San Antoni yakınındaki Cala Bassa Beach Club‘da, Sant Eularia del Rio yayınlarındaki Nikki Beach‘de, İbiza Town yakınlarındaki Ushuaia Beach ya da Bora Bora‘da önceden rezervasyon yaptığınız şezlonglara uzanıp, plajda kokteyl içip, sushi de yiyebilirsiniz, tercih meselesi.

Bizim İbiza’da aradığımız elbette bunlar değildi. Biz berrak bir denize ek olarak doğası ile eşsiz olan, benzersiz manzaralar sunan, her an İbiza’da olduğumuz farkına varacağımız bakir koylar aradık. Adada yaşayan birkaç kişi ile konuştuk, tavsiyeler arasından 1 güne sığdırabileceklerimizi seçtik. Otomobil kiralayınca koylar arasında gidip gelmek, beğenmediğimiz koydan çabucak uzaklaşmak çok kolay oldu. Yine de aralarından birkaçını çok sevince diğerlerine vakit kalmadı, bir daha ki sefere demek zorunda kaldık. İbiza’da plajlar ücretsiz. Eğer ben kumda yatmam, kendi şemsiyemi taşımam derseniz plajların denize uzak kısımlarında kiralanan sınırlı adetteki şemsiye ve şezlongları tercih edebilirsiniz. Ama öyle yaparsanız İbiza’nın tadı çıkmaz şimdiden söyleyelim. Marketlerde plajda ihtiyaç duyabileceğiniz her şey düşünülmüş. Plaja götürmeniz için paketlenmiş yiyecekler, içecekler, soğuk tutan çantalar, şemsiyeler, plaj örtüleri her şey var.

Platja de Ses Salines ve Platja des Cavallet

Havalimanının güneyinde bulunan Ses Salines yani tuz lagünleri uçaktan harika görünüyordu. Bu tuz lagünleri arasındaki yollardan geçerken, etkileyici manzaralar göreceğimiz bize söylenmişti, ancak aynı zamanda üretim yapıldığı için lagünler bölünmüş, gölden çok tarlaya benziyordu. Bu sebeple Ses Salines’deki yolları pek beğenemedik. Lagünün güneye bakan kısmında Ses Salines Plajı, doğuya bakan kısmında ise Cavallet Plajı var. Her ikisi de çok kalabalıktı. İbiza Town’a gidip gelen büyük gemiler dalga yapıyor. Deniz adanın her yerinde olduğu gibi pırıl pırıl, ama her ikisine de daha fazla vakit harcamadan Platges de Comte yani Comte Plajları‘nın yolunu tuttuk.

Platges de Comte

Bu plajlar İbiza’da yaşayanların da favorisi. Comte Plajları‘na gelip arabanızı park ettiğinizde turkuaz renkli 7-8 koya ulaşabilirsiniz. En ikonik olan ada manzaralı Cala Conte Sunset Ashram restoranın tam önünde. Plaj rengarenk şemsiyelerle ve havlularla dolu, müzik yok, mutlu insanların kahkaha sesleri var, herkes yiyeceğini içeceğini yanında getirmiş, özgürce denizin tadını çıkartıyor. Ama halk plajındaki bu özgür görüntü sizi yanıltmasın, çevredeki 3 restoranın tamamı için rezervasyon gerekiyor.

Sunset Ashram, Cala Comte’nin en gürültülüsü, aynı zamanda gün batımı manzarası ile meşhur olanı. S’illa Des Bosc beyaz masa örtüleri ile en sıkıcı görüneni, ama önündeki bekleme kuyruğuna bakılırsa yemekleri çok leziz olmalı. Biz en uçtaki Ses Roques‘a gittik. Comte’deki denizin en güzelini de Ses Roques’in önündeki kayalık koyda bulduk. 2 kişilik deniz mahsüllü paella ve bir sürahi sangria için 63 Euro ödedik, her kuruşuna değdi diyebilirim, enfesti! Olaya plajda iki kişi o paraya yemek mi yenir diye bakmamak lazım, restoranda mükemmel bir yemek yiyip, üstüne önündeki bakir koyda denize girebiliyorsun şeklinde bakmak lazım. İbiza’da ortam bu, ya beach clublara gidersin, ya plajda kendin getirdiğini yiyip içersin, ya da şık restoranlarda mükemmel yemek yiyip, önündeki ücretsiz plajlarda deniz girersin.

Cala d’Hort

Bu plajın özelliği denizinde değil, yüzerken göreceğiniz muhteşem Es Vedra manzarasında. Cala d’Hort’da da 3 restoran var. El Carmen ve Cala d’Hort plajın kenarındalar. Bir de bütün koyu üstten gören Es Boldado. Biz Cala d’Hort’a Es Vedra manzaralı gün batımı izlemeye gitmeden önce akşamüstü gittik. Saat 18:00’den sonra plajdaki kalabalık azalmıştı, günün son deniz molasını vermek için harika bir seçimdi.

San Antoni’nin kuzeyindeki Cala Gracio ve özellikle Cala Salada zaman kalmayınca gidemediğimiz, aklımızda kalan plajlar oldu.  Bir de adanın kuzeyine hiç çıkamadık, buna zaman kalmayacağını en başta anlamıştık. Bir daha ki İbiza seyahatimize Benirras, Cala Xarraca, Portinatx ve Cala d’en Serra mutlaka listemizde olacak.

İbiza’da Gece Hayatı

Otur, sıfır! Kendimize hemen koca bir sıfırı burada vereyim. İbiza’ya sadece 3 gece için gidince, adada sabah 7’den gece 1’e yapacak bir sürü şey olunca, açıkçası zamanımıza kıyamadık, uykusuz kalıp günü kaçırmak istemedik. İbiza’da gerçek bir disco kültürü var. VIP masa tutup gece boyunda içki servisi alabilir, oturabilirsiniz. Onun dışında biletle giriş yaptığınız ortam daha çok konser gibi, kalabalığın ortasında tek bir içecek dahi alamadan sahne önünde saatlerce beklemeniz gerekebilir. Ünlü DJ’ler gece 03:00’te çıkıp yarım saatlik setler çalıyorlar. Bu sebeple kalabalık gruplar sahne önünde gece 12:00’den 03:00’e kadar ayakta beliyor.

İbiza Town’daki Pacha, 1973’den beri adanın gece eğlencesinin yönünü belirliyor. David Guetta‘nın F*** Me I’m Famous ve Bob Sinclar’ın Paris By Night showları gitmeden önce bilet alsak mı almasak mı, diye sürekli açık tuttuğumuz sayfalardı.

San Rafael’deki Amnesia ve Palaja D’en Bossa‘daki Space diğer çok ünlü gece kulüpleri. Ama her sene çıkardıkları dj’lere ve showlara göre popüler olan değişiyor. Gitmeden önce İbiza DJ takvimize bakıp ucuz bilet ayarlayabilirsiniz. İbiza’nın hemen her yerinde bilet satan standları görüyorsunuz, kapıdaki fiyattan genelde 5-15 Euro aralığında daha ucuza satış yapıyorlar, ama yine de en avantajlısı önceden internetten alınan biletler.

Formentera

İbiza’nın hippi kız kardeşi Formentera’ya cumartesi günümüzün tamamını ayırdık. İbiza’da yaklaşık 132 bin kişi yaşıyor, Formentera’da 11 bin…  İbiza’da havalimanı var, Formentera’da yok. Formentera’yı İbiza’nın daha bakir, daha korunmuş, doğal güzellikleri abartı olanı olarak düşünebilirsiniz.

Formentera’ya hızlı feribotlar ile 30  dakikada, gidiş-dönüş 40 Euro ödeyerek ulaşabiliyorsunuz. Bir de 30 dakika değil 1 saatte giden Aqua Bus isimli firmanın feribotları var, onun üstü açık, dışarıda oturup fotoğraf çekebiliyorsunuz, biz onu tercih ettik, gidiş dönüş 19 Euro fiyatı var, yani diğerinin yarı fiyatı.

Formentera İbiza’ya göre çok daha düz bir ada, 6 Euro’ya günlük bisiklet kiralayabilirsiniz. Sepetli bir bisiklet kiralamaya dikkat edin, şemsiye ve marketten aldıklarınızı rahat taşıyabilirsiniz.

Formentera limanında bisikletleri teslim aldıktan sonra, sahildeki bisiklet yolunu takip edip Trucador yarım adasına doğru sürmeye başladık. Birkaç dakika sonra müthiş bir manzaranın ortasındaydık. Burada Hindistan cevizi ağaçları da olsa kendimizi Karayipler’de zannedecektik. Akdeniz’de böyle bir coğrafya olması gerçekten şaşırtıcı. Formentera’nın Karayiplerdeki ya da Hint Okyanusundaki adalardan avantajı ise suyun çok tuzlu ve sıcak olmaması. Yani hem güzel hem de şikayet edecek tek bir şey yok!

Llletes Plajı

Formentera Adası’nın kuzeyinde, 3 km boyunca uzanan Trucador yarımadası, masmavi denizi ayıran bembeyaz bir kum şeridinden oluşuyor. Yarımadanın batısındaki Illetes plajından, 30 metre kadar yürüyüp doğuya bakan Llevant plajına geçebiliyorsunuz. Tabi yarımadanın dar olan kuzey kısmında. Bir de yarımadanın başlangıç kısmı var. Burada bisikleti Illetes’e sürerken yoldan çıkıp Es Pujols‘a ve Playa Es Pujols‘a gidebilirsiniz.

Es Pujols plajı oteller bölgesi, Formentera’da kalsak kesinlikle burada kalmak isterdik, hem merkeze yakın hem de harika bir koy. Kuzeyde ise Llvant Plajı’nın başlangıcı var, hiçbir tesis olmayan, bembeyaz kumlar ve inci gibi dizili koylardan oluşuyor. Bu plajlarda natüralistlere rastlayabilirsiniz. Illetes daha kalabalık, daha çok restoran var, manzarayı kapatan tekne çok var, Lllevant daha sakin, daha sessiz, daha doğal. İkisinde de aileler, çocuklar var.

Biz Llevant’da birkaç deniz molası verdikten sonra bisikleti Illetes’deki Juan y Andrea restoranın önüne sürdük ve park ettik. Burası masmavi Illetes Plajının başlangıç noktası. Denizin rengi mükemmel, ama bir de tekne ve insanlar yokken bahar aylarında görmek lazım. Daha ileride Plaja de İlletas‘a ulaşıyorsunuz. Trucador yarımadasında denizin kenarından güzelmiş gibi geçmek mümkün değil, hemen çantayı havluyu atıp denize giriyorsunuz, bu deniz kaçmaz! Adanın ucuna geldiğinizde ise Formenta’nın minik adası s’Espalmador‘u 150 metre ötede göreceksiniz. Dalgasız günlerde eşyaları elinde yürüyerek karşıda geçenleri görebilirsiniz. Çamur banyosu yapmak ya da adada gezinmek isterseniz yüzerek geçebilirsiniz veya iskeleden botları sorabilirsiniz.

Formentera’da Trucador yarımadasından aşağı inip Es Pujols, San Ferran Ses Roques, Sant Francesc Xavier‘e doğru La Savina’ya yani limana büyük bir daire çizdik, adadaki mimariye ve doğaya oldukça hakim olduk, ama asıl gitmek istediğimiz Platja de Migjorn‘a gidemedik. Aslında gidebilirdik, ama bisikletlerde far yoktu, gece dönüşü riskli bulduk. Bir daha ki sefere Formentera’da motor kiralamalıyız. Motor ehliyetiniz varsa hiç tereddüt etmeden motor kiralamalısınız.

Bu arada biz cumartesi günü Formentera’da olunca İbiza’da yaklaşık 30 yıldır her cumartesi kurulan Las Dailas Hipi Pazarı’nı kaçırmış olduk. Siz giderseniz aklınızda olsun.

Hayat kısa, her bulduğumuzu okuyup her gördüğümüzü yazamayız. Sadece “BAYA İYİ” dediklerimiz http://bayaiyi.com/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir