Bir Tablonun İzinde Orta Avrupa Turu

Çocukluğumda kocaman kütüphaneler vardı evlerde… İçleri ansiklopedi dolu, ne kadar çok kitap varsa, o kadar kültürlü olduğunu gösteren belki… Yapacak bir şey bulamadıysak, kış aylarında sokağa çıkamıyorsak; eğer kitaplar, ansiklopediler en büyük dostlarımızdı. TV akşam açılıncaya kadar kitaplıktan sırasını bozmadan bir fasikül çıkarır kitap gibi tek tek sayfalarını çevirir, resimlerine bakar, ilgimi çeken bölümleri okurdum. Genel kültür, keşifler, uzay, ünlü kişiler ve dünya… Bir sürü ülke, görülmesi gereken ünlü yerler, tarihi veya doğal güzellikler… İlk merak böyle başladı….Resim yapmayı çok seviyordum. Ressamlar, eserleri, hayatları, ünlü tablolar ilgimi çekiyordu. Herhalde 14 yaşlarındaydım, bir tablonun fotoğrafını  gördüm ansiklopedinin  sağ alt köşesinde 20 cm kadar… Kalakaldım… Nasıl bir anlatım, renkler, kimin yaptığı, ne zaman, nerede hiç bilmiyorum? Sonra birkaç kez daha karşılaştım sayfaların arasında… Gene aynı etki… Yıllar geçti, bambaşka meslek, başka şehir, ev, çocuklar, iş… (2007 işimden ayrıldım, sonra onu da anlatırım.)

Yaşadığım yerde  halk eğitim resim kursuna gitmeye başladım. Tekrar karakalem, tekrar boya, tiner kokusu, resim sohbetleri… Böyle böyle 2012’ye geliriz. Ünlü ressamların resimlerine bakarken birden aklıma çocukluk çağımdaki o tablo gelir. İsmi ne, kim yapmış? Bulurum hiç etkisi değişmemiş… Neredeymiş? Avusturya…

25 Eylül 2012’de 48 kişilik bir grupla 2. kez Yunan adalarına gitmiştik. Oradan 4 Kasım’da çok uygun fiyatla Orta Avrupa’ya geçtik. Zaten nedense Kasım’da fiyatlar düşer, benden söylemesi. Gemi rezervasyonlarını da daha uygun olduğu için hep Kasım ayında yaparım.  Aralık-Ocak aylarındaki gibi soğuk da olmaz.

28 kişi toplandık arkadaşlarımızla  hedef Orta Avrupa! Benim hedefim ise Avusturya Belvedere… Gezimiz Budapeşte’den başladı. Otelimize ulaştıktan sonra herkes odalarına yerleşti ve rehberler için soluklanma vakti geldi. Rehberle konuşmam:

 

– Bir şey soracağım:  Viyana’ya gittiğimizde Belvedere Sarayı programda yok. Acaba oraya gitmem mümkün mü? Gezeceğimiz yerlere yakın mı? Benim hayalimde bir tablo var. Buraya gelme nedenim de o gibi çekinceli sorular sonunda…

– KİSS’i   mi göreceksiniz? ( Nereden bildi? Bu kadar ünlü mü ki benim tablom)

-EVET!!!

– Görürsünüz, merkeze yakın, ben size tarif ederim…

 

Orta Avrupa gezimiz Buda ve Peşte‘yi gezerek başladık. Zincirli-zincirsiz köprüler… Prag  -başka bir yazı konusu zaten- mükemmel ve Avusturya’ya varılır. 3. etap şehir turu atılır. Otobüsle, panoramik olarak. Sonrasında yürüyüş turu: Schonbrunn Sarayı, bahçeleri, St. Stephen Katedrali (Stephansdom) eski kilisenin yıkıntıları üzerinde inşa edilmiş, 1160 yılında tamamlanan 1339-1365 yılları  Viyana’daki en önemli dini merkezlerden biri olan bu  gotik katedral şehrin sembolü. O gece  bir ayine de rast geldik…

St. Stephen Katedrali

Sonrası kahve, Mozart çikolataları ve benim Kiss tabloma ait bir sürü objenin satıldığı hediyelikler…  Gene şaşkınlık, bu kadar ünlü mü? Bu tablo resmen Viyana’nın diğer sembolü ve şaşırıyorum… Otele gidildikten sonra ertesi günün heyecanı sardı, çünkü Viyana Ormanları Turu var. Eğlenceli, güzel  bir yolculuk başladı. Sonbaharın renkleri, ağaçların  heybeti görülmeye değerdi. Güzel, bakımlı evler, Seegrotte Mayerling faciası, Rahibe Teressa, kiliseler ve güzel gezi sona erer.

Hediyelik Eşya Dükkanı

Herkes memnun, uyumlu… Rehberimiz Mehmet Bey bize  tekrar Viyana’ya ulaştığımızda programımızda olmayan Harp Müzesi‘ni de gezimize dahil etti, üstelik giriş ücreti de kendinden… Heyyooo… Güzel de, benim  Belvedere  güme mi gitti acaba derken rehberimiz Harp Müzesi’nin oraya yakın olduğunu müjdeledi :)

Harp Müzesi’nin içerisi etkileyici, çünkü  hiç araştırmadan geldim ve şaşırdım. Viyana kuşatmasından kalan otağ-savaş aletleri, Osmanlı sancakları, Viyana kuşatmasını anlatan devasa tablolar, askeri kıyafetler… Bu güzel jest için rehberimize minnettar kaldık. Viyana’yı sanki yeniden kuşattık. Hatta fethettik gibi geldi ve tur otobüsümüze binip saat 14:00 civarı program gereği merkezde kahve alışverişi yaptık. Sonrasında bizim tonton hatunlar birde klasik müzik konserine gitmek istedi :) Otobüs hareket etmeden herkese:

– Ben burada kalıyorum, Belvedere Sarayına gideceğim. Merkezde buluşuruz, benimle gelmek isteyen var mı diyorum.

– Ne? Nereye? Ne resim mi görecekmiş, napcaksın resmi? Gelen var mı? Byee… Hakkınızı helal edin, akşam 6’da  görüşürüz. El salladım, otobüse, yüzümde kocaman gülümseme…

Rus asker anıtı, heykeller… Caddeler boyu yürüdüm. Yolda bir baba-çocuk fotoğrafımı çekti. Her yerde yayılarak fotoğraf çektiririm ben. Güney Amerika’dan gelen bir hanımla beraber sohbet edip yürürken  nihayet saray göründü. Çatısı yeşil, ama kocaman bahçe geçmem gerek ve karşımda Belvedere Sarayı…1714-1723 yılları arasında Savoy Prensi Eugene tarafından yazlık saray olarak barok tarzında inşa ettirilmiş. 1775 yılından sonra kraliyet resim galerisine ev sahipliği yapmış. 1903 yılından bu yana ise dünyanın en büyük Gustav Klimt koleksiyonu burada sergilenmektedir. Kiss’in ressamı…

Belvedere Sarayı

Hemen üst kata çıktım. Simsiyah bir duvar… Kocaman altın varaklarla işlenmiş Kiss, yani öpücük… Karşısında kırmızı kadife koltuk, bir saat… Koltukta oturdum ve sadece seyrettim. Ben tek değilim, benim gibi gözlerinden yaşlar gelenler var.  Sonra yanına gittiğimde cam korunağının olduğunu gördüm, ama fırça dokunuşları aynı benim sevdiğim tarz… Hiç bu kadar büyük olacağını zannetmemiştim. Paris Louvre da Monalisa görüp  hayal kırıklığına uğrayanlardan değilim, ama sonraki bir saat resmi inceledikten sonra boşuna gelmediğimi, değdiğini anladım. Gustav Klimt’in diğer tablolarını sadece görmek için bakıp hediyelik bölümüne indim. Hatıra olarak bir kitap ayracı aldım. İki saatim nasıl da geçti anlamadım.

Ardından yıllar geçti. Kiss‘e hayranlığımı bilen bir arkadaşım kanvas reprodüksiyonunu hediye etmişti. 3 yıl onu asamadım duvara, kafamdaki orijinal hali kalsın istedim… Ta ki geçen seneye kadar. Reprodüksiyon ile kendimi bir tabloda birleştirdim, artık karşımda ve seyrediyorum. Bazen, yorumluyorum kendimce, ona baktığımda bir hayalin yıllar sonra gerçekleşmesini görüyorum. Birçok ünlü tablo, heykel, müze gördüm… İsteyince insan ulaşabiliyor. Gezmek aynı zamanda bana göre bir kültürdür.

14 yaşımdaki hayalime Jolly Tur ile Orta Avrupa turuna çıkarak kavuştum. Kışın tablo yapmaya bahar ve yaz aylarında ise gezmeye, yeni rotalar keşfetmeye devam.

 

Hayallerinizi ertelemeyin, ısrarla hayallerinizin peşinden gidin. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir